|
Sayın İsmail Ergün'ün hazırlayıp sunduğu "Bir Konu Bir Konuk" programının bu hafta ki konuğu Osmanlı Kültürünü Yaşatma Derneği Başkanı Sayın Halim Albayrak idi. Programda önce kendini tanıtıp başkanı olduğu derneğin kuruluş amacını ve derneğin çalışmalarından bahseden Sayın Albayrak, Osmanlı kültürünü başta gençlik olmak üzere hem yurt içi hem yurt dışında empoze etmek için büyük çaba sarf ettiklerini belirtti. Osmanlı İmparatorluğu'nun 700 seneye yakın dünyaya nasıl egemen olduğunu, hangi sebeplerden dolayı gerileme devrine girdiğini ve çöküşe geçtiği hakkında bilgiler veren Sayın Albayrak, program yapımcısı Sayın İsmail Ergün'ün sorularını da yanıtladı.

İ.Ergün: Başkanı olduğunuz Osmanlı Kültürü Yaşatma Derneği’nin kuruluş amacı nedir? İşlevi nedir? Çalışmalarınız ne aşamadadır?
H.Albayrak: Derneğimiz bu işe gönül vermiş kişiler tarafından 2006 yılında Ankara’da kurulmuştur. Başka il ve ilçelerde şubelerimiz yoktur. Derneğimizin kurulma amacı nedir? 600 küsur yıl önce imparatorluk kuran ecdadımız, adaletle ve insanlarında hayranlık duyduğu ahlakla dünyayı yöneten bir neslin torunları olarak atalarımıza bir vefa borcu olduğumuzu ön planda tutarak ve onları unutmamak ve unutturmamak için derneği kurduk. Fen ve tekniğin olmadığı o dönemlerde Osmanlı’nın tebaasında ki halkı nasıl adil ve eşit yönettiğini anlatmak başta gençlerimiz olmak üzere bizim asıl vazifemiz olacaktır. Aslında gençlerimiz bu konuya duyarsız değillerdir. Sadece gençlerimizi duyarlı hale getirecek büyüklerimiz vazifelerini layıkıyla yapamamışlar veya yaptırılmamışlardır. Bilgi saray çağında olduğumuz bu çağda gençlerimizin çoğu araştırmacı ve atılımcı oldukları aşikârdır. Ayrıca Osmanlı tarihi ve kültürü gençlerimize yanlış anlatılmıştır. Bugün Avrupa’ya çıktığımız zaman Osmanlı eserlerini her yerde görmekteyiz. Oralarda vakıflar, kervansaraylar, çeşmeler, hanlar, hamamlar yapmışlar ve insanlar hala bu eserleri hayranlıkla izlemektedirler. Yine oralarda her türlü bilimsel ve sanatsal faaliyetlerin önderi olmuşlardır. Bunların yaşatılması için de üstün gayretler göstermişlerdir. İşte bu konuda gençlerimize yeterli bilgiyi aktaramamışız. Dernek olarak ana gayemiz budur. Ahlaki yönden dünyada bir çöküş var, bir erozyon var, bir yozlaşma var. Oysaki Osmanlı’da onlar dünyada ufukların efendisi olarak anılıyordu. Nizam-ül Âlem; kendi sınırları içersinde ki nizamı, intizamı, her şeyi adalet ölçüleri içerisinde tamamlamış, nizam-ül Âlem olarak ta bir nevi kendi halklarına nizamsızlık ve adaletsizlik yaptığı zaman Osmanlı’nın görevi o nizamsızlık ve adaletsizliği ortadan kaldırmaktır. Diğer milletlerin başında bulunan hükümdarın zalimce davranışlarından dolayı halk Nizam-ül Âlemin sağlanması için Osmanlı’ya sığınmakta ve yardım istemektedirler. Tarih kitaplarına baktığımızda işgal ettikleri yerlerden geçen Osmanlı askerleri hiç ses çıkarmaz ve gürültü yapmazlar ve orada ki bağdan aldıkları bir salkım üzümün parasını dahi vermişlerdir. Kul hakkına saygılı, son derece ilahi sevgi ve ahlakla donatılmış bir millet ve topluluktur. Her yönüyle övünülecek bir millettir. Bunu söylerken Osmanlı’yı üç bölüm halinde ele almamız gerekir. Yükselme, duraklama ve gerileme dönemi. Biz yükselme döneminde ki Osmanlı’yı anlatıyoruz. Ondan sonra ki duraklama ve gerileme dönemi Osmanlı’nın kaybettiği döneme denk geliyor. Onların İlahi kelamutallah için çıkışları kaybetmeye başlamış, zevk-i sefaya dalmışlardır. Şehzade kavgaları başlamış, adaletle halkı yöneten yöneticiler yönetimden uzak olmuşlar ve halkına zalimce davranmışlardır. Biz bunları anlatmak için derneğimizi kurduk. Bugün Amerika ve İsrail inceliyor. Osmanlı bu kadar uzun zamandır dünya birliğini sağladı, hiçbir sorun yaşamadı, çeşitli dinleri kabul eden insanlar nasıl kardeşçe yaşadı. Osmanlı işgal ettikleri topraklarda aldıkları vergileri hep o yerlerin refahı ve düzeni için harcamışlardır. Bugün kü duruma baktığımızda almak ve sömürmek üzerine kurulmuş bir dünya var. Osmanlı veren el alan elden üstündür düsturuyla bu yönetimini gerçekleştirmiştir. Bugün bunu ahlaki yönden yaşayabilir miyiz? Gerçekten yaşayabiliriz. Amacımız sınırlar olmamalıdır. Fethedilecek olan sınırlar değil gönüllerdir ve sevgidir. Biz şöyle bir kendimize dönüp bakalım. Biz kendimize bakmıyor, her şeyi uzaklarda arıyoruz. Bizim cettimiz bunu nasıl başarmışsa nasıl başarmış, Yunus, Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Pir Sultan Abdal, Ak Şemsettinlerle başarmıştır.

İ.Ergün: Derneğiniz kurulduğundan bu yana Osmanlı kültürünü yaşatma yönünde ne gibi çalışmalar yaptı? H.Albayrak: Derneğimiz kurulduğu günden bugüne kadar 250 civarında konferans gerçekleştirdik. Makedonya’da, Bulgaristan’da, Yunanistan’da ve Amerika’da da bu konferanslara devam ettik. Her bir konferansımıza 600- 700 kişi katılıyor. Ayrıca internet sayfamızdan üyelerimiz yaptığımız çalışmaları takip etmektedir. Ayrıca birebir insanlarımıza ulaşıyoruz. Yine araştırıp fakir olduğu kanaatine vardığımız öğrencilerimize burslar veriyoruz. Derneğimiz gelirleri üye aidatları ve bağışlarla oluşturulmaktadır. Bu işlemler hep resmi ve kanunlara uygun bir şekilde yapılmaktadır.
İ.Ergün: İnternet sayfanıza baktığımda bir konferansta Osmanlı kültürünü ve tarihini aktarmayı engelleyen bazı gizli ellerin olduğunu söylüyorsunuz. Bunu bize biraz açar mısınız? H.Albayrak: Bu konuşma Malatya’da gerçekleştirdiğimiz bir konferansta söz konusu olmuştur. Osmanlı’nın bu başarısı, yaşadıkları, yaşadıklarının ardında dünya milletleri üzerinde ki etkileri ve tabi ki bunun yüzyıllarca sürmesi, tebaanın mutluluğunu hiçbir devlet kaldıramamıştır. Bundan 2,5 ay önce Makedonya’daydım. Orada Hıristiyan kiliselerinin başı olan ve üç Türk ailesine komşu olan kişi olan kişi görüştüğümde biz üç değil beş kişilik aileyiz dediğine şahit oldum. Konuştuğum o kişi “biz kardeş idik, bizim aramıza nifak tohumları attılar ve bize birbirimize düşman ettiler, o Türkiye orada duruyor ya biz çok rahatız ve güvende hissediyoruz” dedi. Bulgaristan’da verdiğim bir konferansta ise Bulgarlar şunu söylüyor. “bizi öyle kandırmışlar ki, 500 yıl Osmanlı bizi yönetmiş, eğer onlar bizi asimilize etmek isteselerdi, biz bugün ne Bulgarca konuşabilir, ne de bir tane Bulgar kalırdı.” Osmanlı oralara geldiğinde bolluk bereket getirdiğini ben yaptığım birebir görüşmelerde şahit oldum.
İ.Ergün: Araya giriyorum Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde “Herkes kendi dininde serbesttir” demekle din üzerinde herhangi bir baskı yapılmadığının göstergesidir, siz bu konuda ne diyorsunuz? H.Albayrak: 21 yaşında olan bir padişahın İstanbul’u alması ile “Herkes dininde ve dilinde serbesttir.” demesi ile Bizanslılara özgürlük vermiştir. İşte ecdadımızın bu özelliklerini niye saklıyoruz. Neden gençlerimize bunları aktarmıyoruz. Bakalım tarih kitaplarımıza; bu olayların ne kadarı bize aktarılmıştır. Ama Yunan mitolojisine baktığımızda geçen her konu sayfalarca yazılmış ve tarihe geçmiştir. Bizim tarihçilerimiz yeterlidir ama onların önlerini açmıyorlarsa kabahat onlarda değildir. Çok değerli tarihçilerimiz var biz onları biliyoruz. Ne yazık ki onlarında önleri açılmıyor. Onlarda öyle veya böyle engellenmiş olunuyor. Şu anda bu konuda desteğe devletimiz yeni yeni başladı ama yeterli değildir. Medyanın bu konu ile ilgili programlar ve diziler yapması gerekmektedir.

İ.Ergün: Söyleşimize geçmeden önce Soma eski belediye düğün salonunda bir konferans vereceksiniz. Burada hitabet edeceğiniz ana tema nedir?
H.Albayrak: Ana temamız Osmanlı’nı adalet sistemi, devlet biçimi ve Osmanlı’nın yaşamış olduğu tasavvufi olacaktır. Aslında tasavvuf dediğimiz zaman Kuran’ın özünün insanların kalbine tecelli etmesidir. Haber programlarının % 90 ında kan, çalmak, öldürmek, kazalar, kavgalar, kap kaç olayları içermektedir. Oysaki o toplum 400 yıl suç unsuru oluşturan bir olay olmamıştır. Bu hangi ahlak, Kuran ahlakıdır. Neden biz bugün ermiş, evliya sözünü duyamıyoruz. Oysaki Osmanlı toplumunun % 95’i tasavvufu yaşıyor ve ermiş, evliya, eren artı Allah’a teslim olmuştur. Bugün mutluluğu bizler başka yerde ararken, içimizde en büyük düşmanımız olan nefsimizden haberimiz yok. Nefsini bilen rabbini bilir. Nefsimizin içinde kin var, nefret var, gıybet var, öfke var, şehvet var, cimrilik var, sabırsızlık var, isyan var bunları biz arındırmadan ahret, kâmil, erdemli olamayız. İnsanın beden hayatında üç tane hayat görüyoruz. Bu dış görünüşümüz etten, çamurdan balçık bir görünüştür. Oysaki fani dünyada yerçekimine bağlı olarak beş duyuya sahip olan bir bedenimiz var. İçimizde ki nefis ölümü tadar ama bütün kötülükleri bunun sayesinde yaparız. Bu bedenin yönetilmesi de bize aittir. Üç bedeni Allah’a bu iradeyi kullanarak teslim etmemiz gerekmektedir. İyilikler için Allah’tan, kötülükler için şeytandan emir alırız. Nefsin hastalıkları 19 kalemdir. Kin, nefret, dedikodu, gıybet, fitne, fesat, cehalet, cimrilik, isyan, murailik, yalan, tekzih, gayz gibi ruhtada 19 tane güzellik vardır. Sevgi, iman, ilim, kemale, tevazu, sır saklamak, ayıp etmek vb. gibi bunların hepsi nefsin arındırılmasıdır. Bunların sayesinde iç dünyamızın güzelliğini yaşarız. Bu işlem içerisinde ruh arınırken ve Allah’a doğru yol alırken bir vuslat gerçekleştirilir, Allah’a erer, ermiş olur, işte bunun adı da hidayettir. Hidayet yol filan değildir. İslam’ın şartlarını yerine getirmeyen devletler çöküntü içine girmişlerdir. Osmanlı’nın Dünya hâkimiyeti ardında Şıh Edebali, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Ak Şemsettin, Mevlana, Pir Sultan Abdal Hazretleri vardır. Bu değerli kişilerden yükselme devrinin Osmanlı padişahları devamlı feyz almışlardır. İşte bu padişahlar gönülleri fethederek insanlara gitmişlerdir. Fethedilen yerlere önce erenler gitmiş İslamiyet dininin güzelliğini anlatmışlardır. İslamiyet’ten önce sahabeler her türlü melaneti uyguluyordu. Örneğin kız çocuklarını diri diri kumlara gömüyorlar, putlara tapıyorlardı. İslamiyet’in gelişiyle bu yaptıklarından utanmışlar ve doğru yolu seçmişlerdir. Ama bugün İslam unutulmuştur. İnsanlar İslam’ın gereklerini yerine getirmemektedirler. Sadece ibadet yapmakla İslam’ın gereklerini yerine getirmiş sayılmazsınız. Hidayet bir vasıtadır. Eğer siz hedefleri bilmiyorsanız, doğru yolu bulamazsınız. İnsanlar çarıkla, çarşafla, takunyayla, sakal bırakmakla Kuran’ı yaşamıyorlar, yaşadıklarını zannediyorlar. Kutuplara, fırkalara ayrılmışlar, dirlik yok, birlik yok, sevgi yok, A cemaati B cemaatini karalıyor. Bunun adı din istirmacılığıdır. Allah’a gidilen yol, tektir. Yani Sıratel Müstakimdir. İslam tevhid dinidir. Mutlaka tek bir çizgi üzerinden sonunda Allah’a ulaşılan ve götüren rüşt yolunu ve irşad yokunu yanına almazsanız, diğer yollarla ancak bizi kandırırlar. Ayrı ayrı yollardan İslamiyet’e ulaşanların asıl amacı, ticarettir, politika yapmaktır, güç oluşturmaktır. Bunlar insanları Allah’ın yoluna götürecek ilmin sahibi değillerdir. İşte Osmanlı’nın yükselme zamanında böyle durumlar yoktu. Padişahlar hak dostlarını arkalarına alarak yürümüşlerdir. Lala olarak adlandırılan padişahlarımızın çocuklarını her yönüyle yetiştiriyorlardı. Daha sonra ne oldu, şehzade kavgaları başladı, saraya yabancıların girmesiyle Osmanlı’nın içine nifak tohumları ekildi. Bundan sonra Osmanlı yıkılmaya başladı.
İ.Ergün: 600 küsur yıldır dünyaya egemen olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselmesinde ki önemli etmenler nelerdir? H.Albayrak: Osmanlı’nın egemenliği altına giren tüm ülkelere gidip bakın hala Osmanlı’nın izleri durmaktadır. Oraları gittim, gezdim. Orada yaşayan insanlarla birebir görüşmeler yaptım. İnanın ki o insanlar hala Osmanlı’nın adaletinden bahsetmektedirler ve ekonomileri kötü olan devletler şu anda Türkiye’den yardım beklemektedirler. Bir atasözü duydum orada “Osmanlı’nın atı burada su içti, yeri geldiğinde yine içecektir” diyerek buralara yerleşmişler. Ben bir cezaevinde mahkûmlarla konuştuğumda ve onlara Osmanlı ahlakını anlattığımda bana dediler ki “Biz sizi daha önceden dinleseydik, buraya düşmezdik”. Allah kuralları boşa koymamış ki, bu yolda pişmek gerekir, fazilete ermek gerekir. Yunus Emre diyor ki, “Kırk yıl kazanda kaynadık, pişmedik, çiğ dediler”. Koca ulema bakmış ki kalpte bir şey yok, gönül boş doğru yolu bulmak için emek sarf etmeğe başlamış. Hacı Bektaşı Veli ise bunun benzeri olarak “Hamdım, piştim, yandım” diyor. O evliyaların sırrı ne ki, o koca Osmanlı İmparatorluğu küçücük bir beylikten koca dünyaya hükmetmişlerdir. Bütün ilimler İslam’dan buralara yayılmışlardır. Tıp ilmini İbn-i Sina’dan, matematik ilmini El Cabir’den, uçmayı Hazerfan Efendi’den, barutu ve ateşli silahlar ile topu Fatih’ten, haritayı Piri Reis’ten öğrenmişlerdir. Bugün ise ilim adamlarımız üç boyutla uğraşmaktadırlar. Kaptan Kusto’nun tatlı suyla tuzlu suyun birbirine karışmadığını Kuran’dan öğrenmesi ile İslam dinine geçmesi bunun en güzel örneğidir. İşte Osmanlı İmparatorluğu bu duruma adaleti, kültüre ve sanata verdiği değer ile gelmiştir.

İ.Ergün: Osmanlı İmparatorluğu 1700 lü senelerin sonuna doğru gerilemeye başladı ve çöküşe geçti. Bunun ana sebebi nedir? H.Albayrak: Bunun ana sebebi Osmanlı padişahlarını yetiştiren öğretmenlere baktığımız zaman onların yine ardında velileri görüyoruz. Bu velilerin denetiminde Osmanlı padişahları manevi eğitimlerini alırken beşeri ve fenni ilimleri de almışlardı. Bu eğitimleri alan ve genç yaşta koltuğa oturan padişahlar ülkeyi ileriye götürecek duruma gelirlerdi. Padişahların sanatsal, şairsel, bilimsel, bünyevi araştırmaları yönüyle dopdoluydular. İşte her yönüyle eğitilen padişahların ağzından çıkan sözler de adaletliydi. 1700 lü yılların sonunda ise özenti başladı. Padişahların yabancı kadınlarla evlenme devri başladı. Yabancı kişilerin saraya girmesiyle sarayda entrikalar dönemi başladı. Bu hoşgörünün bir cezasıydı. Şehzade kavgalarıyla birlikte Yeniçeri ocağını bozdular. Bunun sonucunda Osmanlı’nın egemenliği altında ki yöneticiler padişahların emrine uymamaya başladılar. Bu yöneticiler kendi menfaatleri doğrultusunda halkına zulüm etmeğe ve baskı uygulamaya devam ettiler. Siz adaletinizi kaybettiğiniz zaman insanlar artık size güvenemeyecekleri için yavaş yavaş Osmanlı’dan uzaklaşmaya başladılar. Osmanlı kontrolü kaybettikçe sorunlar başladı ve oralarda misyonerler halkı Osmanlı aleyhine kışkırtmaya başladılar. Bu sorunlarla uğraşan Osmanlı gerilemeye ve kan kaybetmeye başladı.
İ.Ergün: Osmanlı Kültürünü Yaşatma Derneği olarak vatandaşlarımıza son olarak söyleyeceğiniz sözler nelerdir?
H.Albayrak: Vatandaşlarımıza söyleyeceğimiz ecdadını ve Osmanlı’nın yükselme dönemindeki insanların yaşamlarını hayatlarına tatbik etmeleridir. Onun için Kuran’a dönmek gerekir, Kuran’da hidayet, takva, mutluluk ve mutluluğun reçetesi vardır. Bizi programa davet ettiğiniz için şahsınızda Radyo Soma FM’e teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Haber: Soma FM 14.Ocak.2010
|